|
İstediğiniz kadar televizyon dizilerini izlemediğinizi söyleyin; elinizde kumanda cihazıyla kanallar arasında beğenilerinize göre bir şey bulabilmek umuduyla dolaşırken, bir iki dakikalığına da olsa, mutlaka en az bir diziye gözünüz takılıp kalıyor. Televizyon yayıncılığı öyle bir hale geldi ki zaten ülkede, büyük ulusal kanalların yayın akışları neredeyse tümüyle diziler ve onların aralarına alınan reklamlardan oluşuyor artık. Ben de yakın zamanda kumanda cihazının tuşlarında gezinip ele gelir bir film bulmaya çalışırken, bir anda Adanalı adlı dizi ilişti gözüme. Fragmanlarını daha önce görmüştüm ama dizilerle aram iyi olmadığı için hiçbir merak ve ilgi duymamıştım açıkçası. Yakalandığım sahneyi birazcık izlemek de yetti. “Adanalılık” kavramının nasıl olup da zaman içinde kaba saba, maço, kavgacı ve muhafazakâr bir prototiple bütünleşir hale geldiğini; daha doğrusu yaygın olarak bu modele paralel biçimde algılanır olduğunu düşünmeye başladım ister istemez.
|
|
Devamını oku...
|
|
Güçlüler, kurtarıcılar ve Şampiyon |
|
10 Temmuz 2011
Neler olup bittiğinin, çok az kişi tam anlamıyla farkında. Bu tür olayların bizdeki "kamuoyu yankıları"nda sıkça görüldüğü üzere, gelişmeleri medya penceresinden izlemek durumunda kalan kitlelerin yargı ve değerlendirmeleri, çoğunlukla "çıplak gerçeği" anlamaya çalışmaktan çok, hasmane duygular üzerinden "aidiyet onaylama" ritüellerine yaslanıyor. Fenerbahçe cephesi, sözcüğün tam anlamıyla tarumar olmuş durumda şu an. Tribün üslubuyla "yıkılmayız, ayaktayız, biz en büyüğüz" hamasetini dillendiren kesimi bırakın bir yana; onlarınki tokat yiyen küçük bir çocuğun inat niyetine "Acımadı ki!" diye haykırmasından daha farklı bir tepki değil. Ama geriye kalan Fenerbahçelilerin hem kafaları iyice karışık, hem de duygusal dünyaları ciddi bir travmanın etkisiyle yerle bir olmuş durumda. Son bir haftadır medya tarafından düzenli dozlar halinde servis edilen "kanaat ve yargı" bombardımanı, değer sistemleri üzerinde şiddetli fırtınalara neden oluyor. "Şike yapan" bir takımın taraftarı ya da sempatizanı olmak, birazcık sağduyu ve adalet nosyonuna sahip insanlar için, kaldırılması zor ve hayli ağır bir yük. Başka insanların emek ve çabalarını hiçe sayarak, çirkin yollar üzerinden sonuç elde etmeyi kim rahatlıkla içine sindirebilir ki? İnanmak istemedikleri bir durum medya marifetiyle kaçış yolu bırakmayacak biçimde enformasyon dünyalarına yerleştikçe yüzleri asılıyor, sessizce içe kapanıyorlar, ağızlarını bıçak açmıyor. Bunun aksine, "Ne yani, falanca yıl şu takım, filanca yıl da bu takım şaibeli maçlar oynamıştı, kabak şimdi bizim başımıza mı patlıyor?" diye isyan edenlerse, tam da istenen rotaya giriyor ve sergiledikleri umutsuz hezeyanla, tüm bu operasyona ideal bir "kaos dekoru" oluşturuyorlar.
Bütün bunların dışında kalarak, insanları resme farklı bir yerden bakmaya çağırdığınızda, eğer Fenerbahçeli olduğunuzu söylemişseniz, çoğunlukla duvar gibi sağırlaşmış, söylediklerinizi "taraftarın duygusal refleksi" olarak görme eğiliminde muhataplar buluyorsunuz karşınızda. Çünkü kararlar, aslında bu haberler çıkmadan önce verilmiş, zaten kafalarda hazır olan yargılarsa iyice kemikleşmiş, kalemler çoktan kırılmış.
|
|
Devamını oku...
|
|
|
İncir çekirdeğinden küçük bir evren |
|
Her ayrıntısıyla kulağa oldukça fantastik ve büyüleyici gelen bir yaratılış hikâyesi anlatmak istiyorum size; tabii eğer ilginizi çekiyorsa. "Aşağı yukarı bundan 14 milyar yıl kadar önceydi," diye başlıyor bu hikâye. "Bugün bildiğiniz hiçbir şey henüz var olmamıştı: Ne ayağınızı bastığınız yeryüzü vardı ortada, ne sizi kuşatan bu uçsuz bucaksız gökler, ne dağlar, ne ağaçlar, ne de kuşlar ve böcekler. Bugün gözlerinizi açıp çevrenize baktığınızda gördüğünüz ve göremediğiniz ne varsa, hepsini biçimlendirebilecek ana bileşenler, bir toz zerresinden bile defalarca küçük bir kabuğun içine sıkışmış durumdaydı. Evrenin yapısında yer alan tüm elementleri oluşturma potansiyeline sahip o minicik temel parçacıkları içeren bir karışımdı bu ve kaosun egemen olduğu mikroskobik ölçülerde bir deniz görüntüsü vermekteydi. Derken bir an geldi ve..
|
|
Devamını oku...
|
|
Baskı, hegemonya ve "Yeni Tarihsel Blok" |
|
![]() Aşağı yukarı 2011’in ortalarından bu yana, hızı ve gerilimi sürekli olarak tırmanan, oldukça yoğun bir "sıcak gündem"in içinde yaşıyoruz. Kabaca 12 Haziran seçimlerinin propaganda süresindeki son dönemeçte yükselen tansiyon, AKP’nin sandık zaferinin Başbakan tarafından ilan edildiği şu ünlü "balkon konuşması" sonrasında, siyasi düzlemde yeni bir evreye geçildiğine ilişkin güçlü ipuçlarını da vermeye başlamıştı zaten. Daha haziran bitmeden de, her adımının bir zincirin halkaları gibi birbirine bağlandığı yeni ve "sert" bir stratejinin yürürlüğe konduğuna tanık olduk. Aslında ayrıntılarıyla birlikte aylar önce hazırlanmış bir "yol haritası", seçimlerde elde edilen yüzde 50’lik oy desteğinin verdiği güvenle uygulama aşamasına geçiyor; 2007 seçimleri ertesindeki "temkinli" hamlelere hiç benzemeyen değişim manevraları birbiri ardına sahne alıyordu.
AKP iktidarının 12 Haziran sonrasında başlayan seri uygulamalarının getirdiği (ve getirmesi beklenen) sonuçlara göz ucuyla bakmak bile, sistematik bir siyasi soykırımın alabildiğine pervasız bir azimle ilmek ilmek dokunduğunu görmek için yeterli. Karşı karşıya olduğumuz durum, baskıcı yönetimlerin alışılmış kovuşturma, tutuklama, sindirme operasyonlarıyla sağlanan "yapay ve asimetrik denge" koşullarından, bazı temel noktalarda oldukça farklı: Her şeyden önce, daha uzun vadeli ve mümkün olduğunca kalıcı bir sosyopolitik "statüko" inşa etmeye yönelik bir "zemin düzleme" stratejisi söz konusu burada. Üstelik bu strateji hukuki ve polisiye uygulamalarla yetinmeyip, söz konusu statüko için ideolojik ve kültürel zemini de oluşturacak tüm kontrol mekanizmalarını büyük bir sabır ve dikkatle devreye sokuyor. Bu yönüyle belki de 12 Eylül dönemine bile rahmet okutacak bir "reorganizasyon" modeliyle yüz yüzeyiz ki, ister istemez hegemonya, ideoloji ve blok kavramlarına eğilmemizi gerekli kılan yeni bir dönemi adımladığımız anlamına geliyor bu.
(Yazının tamamı, Yeni Özgür Politika web sitesinde. Buraya tıklayarak okuyabilirsiniz.) |
|